24 Şubat 2013 Pazar

Mercan Kemikler, İnci Gözler

Mercan Kemikler, İnci Gözler

Kitabın yazarı İkezava Natsuki

Doğan Kitap'tan çıkan kitabın Fransızcadan çevirisi (ki doğrudan Japoncadan olsa daha güzel olacağı kanaatindeyim. Batı kültüründe olmayan kavramlar dolayısıyla Fransızcaya çeviride oluşan bilgi kaybı bir de Türkçeye çevirilince kitabı okumayı zorlaştırabiliyor.) Gönül Akgerman'a ait.

Yazar hakkında kısa bir biyografiye BURADAN ulaşabilirsiniz.

Kitabın kapağını açıp ilk bir kaç sayfayı okuma sebebim fizik mezunu olması ve memleketinden çok uzak olan bir ülkeye ve dile merak salmasıdır yani Yunancaya. Peki neden kitabı okumaya devam ettim? En iyi cevap için sözü yazara bırakayım,ilk hikaye Durağan Yaşam'ın girişinden bir parça:

 ... Onunla yüksek taburelerde, barın önünde oturuyorduk. İkimizin de önünde bir bardak viski ve bir bardak su. O, gözlerini kıpırdatmadan elinde tuttuğu bardağa bakıyordu. Suyun içindeki herhangi bir şeye değil, bardağın ötesine de değil. Sanki sadece suyun şeffaflığına bakıyor gibiydi.
 - Neye bakıyorsun? diye sordum.
 - Çerenkov etkisini görebilir miyim diye merak ediyorum.
 - Neyi?
 - Çerenkov etkisini. Evrenin derinliklerinden düşen zerrecikler sudaki atom çekirdeğiyle çarptığında, bazı durumlarda, bir ışık belirir. Bunu görebilir miyim diye merak ediyorum.
 - Bunun görülmesi mümkün olduğu için mi?
 - Sanıyorum, su miktarı yeterli değil. Bunun olasılığı, yuvarlak hesap, on bin senede bir olmalı. Ayrıca bu bar da fazla aydınlık. Bu ışık gelecek olsa bile, zaten onu göremezdik herhalde.
 - Onu mu bekliyorsun?
 - Her saniye, şu gördüğün bardağa yaklaşık bir milyar zerrecik düşüyor, ama atom çekirdekleri minicik olduğundan, neredeyse hiçbir zaman çarpışma olmuyor gibi.
Konuşmasına bakarak, ciddi mi olduğuna yoksa şaka mı yaptığına karar veremiyordum.
 - Bin ya da yüz bin ton suyla ve mutlak karanlıkta, zaman zaman bir pırıltının görülebilmesi gerekiyor, ama kuşkusuz burada mümkün değil.

... Hikaye güzel başlıyor, devamı da güzel olası bir senaryo.

Yazara bilim-kurgu için teşekkürler.
Eğer barda konuşan amcanın söyledikleri tam olarak doğru değil diyorsanız, amcanın asıl mesleği brokerlık.

Çerenkov etkisi hakkında doğru bilgi için BURASI başlangıç olsun.
Hikaye kapsamında bardağın içinden geçen ZERRECİKLER ve GÖZLENMESİ için linklere bakabilirsiniz. Kitabı BURADAN satın alabilirsiniz.
Yazarın yaptığı bir konuşma için BURAYA tıklayabilirsiniz.

6 Ocak 2013 Pazar

SİS

Önüne bakarsın meçhul, 
Çıkarsın yokuşu.
Benliğini saran sistir ve siste yalnızlık.
Yokuş da biter, 
Dön ve bak, 
Bir tabela,
Yaş 30!
Yol düzdür artık,
Farklıdır yolda olanların gördüğü
Ve sana eşlik eden sadece gölgendir.


01.01.2013 Konya

6 Aralık 2012 Perşembe

Ateş-i aşk



Kadim bir geleneğin minik bir parçası, müthiş bir medeniyetin musiki dili üzerinden aktarılmasıdır. Bir eğlence müziği değildir arkasında kadim bir felsefe, bir hayat anlayışı, medeniyet tasavvuru olan bir büyük mistik tasavvufi yapının sesler, perdeler ve özellikle güftelerle aktarılışıdır. 

 [Ateş-i aşk ile ah eyle sen dem be dem, Her hüseyni meşrebe Kerbela'dır bu alem]

24 Kasım 2012 Cumartesi



Derdim çoktur hangisine yanayım
Ah yine tazelendi yürek yaresi
Ben bu derde kande derman bulayım
Meğer dost elinden ola çaresi
Benim uzun boylu servi çınarım?
Yüreğime bir od düştü yanarım
Kıblem sensin yüzüm sana dönerim
Mihrabımdır iki kaşın arası
Didâr ile muhabbete doyulmaz
Muhabbetten kaçan insan sayılmaz
Münkir üflemekle çerağ söyünmez
Tutuşunca yanar aşkın çırası
Pir sultan Abdalım yüksek uçarsın
Selamsız sabahsız gelir geçersin
Aşkı muhabbetten niçin kaçarsın
Böyle midir yolumuzun töresi

Kâni Karaca'nın sesinden;

İlahi senin aşkınla mecnunum ve lakin iştiharım yok,
Günah deryasına daldım, olanları suya saldım
Hevayı nefs ile kaldım elimden hiç tutanım yok.
Bu suzî şöyle nalandır, Cemali yare hayrandır,
Gönül gayet perişandır Amandan gayri kârim yok,
Medet ya İlahel alemin....

güfte:pir sultan abdal
beste:mechûl
makam:pencügâh
icrâ:istanbul bektaşileri

1 Temmuz 2012 Pazar

BİZİM DE YAŞADIĞIMIZ HAYATTIR KARDEŞİM


bizim de yaşadığımız hayattır kardeşim
biz de soluk alıp vermedeyiz
yani her insan gibi sevmekteyiz, sevilecek şeyleri
bir kır çiçeğini çimeni toprağı börtü böceği
kurban bayramlarında kınalı koçları
başları eloyasıişlemeli yemeni ile kapalı
bembeyaz saçlı kırış kırış alınlı
pencere kenarlarında oğullarını bekleyen anaları

kalbim ağrıyorsa da kardeşim
gönlüm bulanıyorsa
tedirginsem kuşkuluysam
kalın kitapların yazdığına bakarsan
acaip suçluysam
havada ihanet dışarıda sıcak
duvarda yazılar
kalbimizde acılar varsa da
bizim de yaşadığımız hayattır kardeşim

mektubun geldi bugün haziran
kimselere göstermediğin ak saçlarının kıvrımlarından
haberin geldi
haberin geldi iki damla gözyaşın kağıtta
çok bakarsın yağmur yağanda
ıslak ve buğulu camların ardından bilirim
bilirim, acı
nasıl oturur adam yüreğine
ne var yani işte
iyiyim diyorum ya
inan olsun iyiyim anne
insan gerçekten iyi oluyor, iyiyim dedikçe
bak üzülme
yazıyorum bir daha
nolur üzülme
üzülmüyor analar
oğulları üzülme dedikçe

bizim de yaşadığımız hayattır kardeşim
biz de soluk alıp vermedeyiz
yani her insan gib isevmekteyiz, seviecek şeyleri
bir kır çiçeğini çimeni toprağı börtü böceği
kurban bayramlarında kınalı koçları
başları eloyası işlemeli yemeni ile kapalı
bembeyaz saçlı kırış kırış alınlı
pencere kenarlarında oğullarını bekleyen anaları
İbrahim SADRİ

Fotoğraf: Selim Vatandaş

19 Haziran 2012 Salı

Öldürmeyeceksin BU ÜLKE



Semavi kitapların emri: “Öldürmeyeceksin”. Hristiyan Avrupa, en sefil çıkarları için dünyanın bütün Mandarenlerini öldürdü ve öldürmeye hazır. Goethe: “Ya örs olacaksın, ya çekiç” diyor. Şark, Sadi’den Gandi’ye kadar aksi kanaatte: “Yemin ederim ki, dünyanın bütün toprakları bir tek insanın kanını akıtmaya değmez.” Kim haklı!

Cemil MERİÇ - BU ÜLKE

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Asaletini Kaybeden İrfan BU ÜLKE



İrfanı hisarla kuşatmış Doğu, mabede bezirgân sokmamış. Yıllarca davar gütmüş, odun taşımış çömez… Meşaleyi çetin imtihanlardan sonra tutturmuşlar eline. “Emaneti ehline tevdi ediniz,” demiş din.
Mürit: ceset. Can: mürşidin nefesi. Hint’te hocanın soyadı taşınırmış. Karabetlerin en mukaddesi, şakirtle üstat arasındaki bağ.

Asırlar geçti, birer birer söndü meşaleler. İrfan asaletini kaybetti. Hafızaya çakıl taşı gibi saplanan bilgi kırıntılarına yeni bir ad bulduk: kültür. Genç kuşaklar, Batı’nın bit pazarlarından ithal edilmiş bu hazır elbiselere küçümseyerek bakıyor. Hoca öğretmen oldu, talebe öğrenci. Öğretmen ne demek? Ne soğuk, ne haysiyetsiz, ne çirkin kelime. Hoca öğretmez yetiştirir, aydınlatır, yaratır. Öğrenci ne demek? Talebe isteyendir; isteyen, arayan, susayan.

Cemil MERİÇ - BU ÜLKE