18 Nisan 2010 Pazar

Muhammed İkbal

    Şarap içenlerin ellerindeki kadeh boş… Çünkü saki, meclisimden ayağını çekti. Sinemde bir ah var ki, onun aslı o çerağın dumanındandır, şimdi ben onu muhafaza ediyorum.
    Bizi kapından kovma ki, sana bin can ile aşığız. Bize verdiğin o aşk derdi içinde kıvranıp duruyoruz. Sabırdan başka ne istersen emret; ifaya hazırız. Lakin sabırdan iki yüz fersah uzağız.
    Baştan ayağa derman kabul etmeyen bir derdim. Zannetme ki bitkin, inleyen bir ihtiyarım. Ben bir milletin sadağından düşmüş okum. Hala bir yayda vazife görebilirim.
    Muhabbet nedir? Bir bakışın eseri! Bir bakışın oku, insanı ne tatlı yaralar! Gönül avlamaya mı gidiyorsun; sadağını at. Bu av, ancak bakışla ele geçen bir avdır.
    Gel bu ümmetin işini bir yoluna koyalım, hayat kumarını merdane oynayalım. Şehrin mescidinde öyle feryad edelim ki, mollanın göğsündeki gönlü eritelim.
    Benim nazarımda cihan, bir geçit yerinden başka bir şey değildir. Binlerce yolcu var, ama bir yol arkadaşı yok. Birçok hısım akraba var, kimse bana onlardan daha yabancı değil.

15 Nisan 2010 Perşembe

YALNIZ


Nasıl çekebilirim şu esen ılık rüzgârın fotoğrafını
Açıklayabilir miyim bu duyguyu kelimelerle
Hangi notadan çıkar kalbimdeki ah sesi
Bu boğazımda düğümlenen kelimeler mi anlatabilir derdimi
Şu maddeye hapsolmuş ruhumun yalnızlığı biter mi
Hala bu satırları yazan bir ben varsa